Doomscrolling: Kötü Haberleri Neden Bırakamıyoruz?

Telefonumuzu elimize alıyoruz. Bir habere bakıyoruz, sonra bir başkasına… “Bir habere daha bakayım” derken kendimizi uzun süre boyunca olumsuz içerikler arasında gezinirken bulabiliyoruz.

Doomscrolling, özellikle kaygı uyandıran veya olumsuz haberleri, bize iyi gelmediğini fark etmemize rağmen tekrar tekrar takip etme davranışını ifade ediyor.

Peki neden kötü hissettiğimiz halde devam ediyoruz?

Belirsizlik yaşadığımızda daha fazla bilgi edinmenin bizi güvende tutacağına inanabiliriz:

“Bir şeyleri takip edersem hazırlıklı olurum.”
“Ya önemli bir şeyi kaçırırsam?”
“Bir kez daha kontrol edersem içim rahatlar.”

Araştırmalar, doomscrolling'in belirsizliğe tahammülsüzlük, kaygı ve daha düşük psikolojik iyilik hali ile ilişkili olabileceğini gösteriyor. Ancak mevcut çalışmaların önemli bir bölümü ilişkisel olduğu için, bu ilişkinin her zaman doğrudan neden-sonuç anlamına gelmediğini de unutmamak gerekiyor.

Bilişsel Davranışçı Terapi'de (CBT) yalnızca davranışın kendisine değil, onu sürdüren düşünce-duygu-davranış döngüsüne bakarız.

Örneğin:

Kötü bir haber → “Daha fazla bilgi edinmeliyim” düşüncesi → Kaygı → Haberleri tekrar kontrol etme → Kısa süreli rahatlama → Uzun süreli kaygı

Maalesef bu rahatlama, davranışın tekrar edilmesini güçlendirebilir. Böylece kişi bir sonraki kaygı anında yeniden kontrol etme davranışına yönelebilir. Sürekli kontrol etme davranışı ise uzun süreli kaygı yaratabilir.

Özellikle belirsizliğe tahammülsüzlük bu döngünün önemli parçalarından biri olabilir. Araştırmalar belirsizliğe tahammülsüzlüğün psikoterapide çalışılabilen önemli bir süreç olduğunu ve bunun çeşitli psikolojik sorunlarla ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.

Terapi odasında nasıl karşımıza çıkıyor?

Doomscrolling çoğu zaman terapiye “sosyal medya problemim var” şeklinde gelmeyebilir.

Bir danışan “Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissediyorum”, “Telefonumu kontrol etmeden duramıyorum”, “Dünyada olup bitenleri takip etmezsem huzursuz oluyorum” ya da “Gece uyumadan önce saatlerce haber okuyorum” diyebilir.

Bu noktada terapide yalnızca ekran süresini azaltmaya çalışmak yerine, davranışın altında ne olduğunu anlamaya çalışırız.

Ne zaman kontrol etme ihtiyacı ortaya çıkıyor?
O sırada akıldan hangi düşünceler geçiyor?
Kontrol etmek kısa vadede ne sağlıyor?
Uzun vadede kişiye nasıl hissettiriyor?

Böylece amaç yalnızca telefonu daha az kullanmak değil; kaygıyla baş etme, belirsizliğe tahammül etme ve kontrol etme ihtiyacını fark etme becerilerini geliştirmek oluyor.

Sonuç olarak, bir sonraki sefer kendinizi kötü haberler arasında uzun süre ve tekrarlı olarak gezinirken bulduğunuzda şunu düşünebilirsiniz:

“Şu anda gerçekten yeni bir bilgi mi arıyorum, yoksa kaygımı azaltmaya mı çalışıyorum?”

Bazen telefonu elimizden bırakamamamızın nedeni merak değil, kaygıdır. Bununla bağlantılı olarak da değişimin ilk adımı, sadece telefon süresini kısaltmak değil, onu elimize aldığınızdaki düşünce ve ruh halimizi fark etmektir.

Referanslar

  • Taşkın, S., Yıldırım Kurtuluş, H., Satıcı, S. A., & Deniz, M. E. (2024). Doomscrolling and mental well-being in social media users: A serial mediation through mindfulness and secondary traumatic stress. Journal of Community Psychology, 52, 512–524.

  • Kaya, B., & Griffiths, M. D. (2025). Intolerance of uncertainty and mental wellbeing: The mediating and moderating role of doomscrolling. Behaviour & Information Technology, 44(10), 2323–2332.

  • Beyond the Scroll: Exploring How Intolerance of Uncertainty and Psychological Resilience Explain the Association Between Trait Anxiety and Doomscrolling. Personality and Individual Differences, 233, 112919 (2025).

Sonraki
Sonraki

Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT) Nedir? Bilimsel Temelleri ve Nörobiyolojisi